» » İslamda Aile Saadeti

PAYLAŞ


facebook
Genel

İslamda Aile Saadeti

Yazae: dogan Tarih: 16-10-2017, 14:51 Yorumlar: 0 Görüntülenme: 1 161

 

AİLE SAADETİ VE GÜZEL GEÇİM

 

 

Amaçlarından biri sağlam bir toplum kurmak olan yüce dinimiz, aileye çok önem vermiştir. Çünkü aile, toplumun temel taşıdır. Toplumlar ailelerden oluşur. Aile sağlam olursa toplum da sağlam olur. Toplumun mutlu ve huzurlu olması ailelerin mutlu ve huzurlu olmasına bağlıdır.

 

Aile ortamının mutluluğu ailedeki anne, baba ve çocuklar arasındaki karşılıklı sevgi, saygı ve muhabbete bağlıdır. Çünkü sevgi insan fıtratında vardır ve her insan buna muhtaçtır. Bedenin güçlü kuvvetli kalması için nasıl değişik gıdalara ihtiyaç varsa, ruh kuvveti ve sıhhati için de sevgi ve merhamete ihtiyaç vardır.

 

Yüce dinimiz aile yuvasının sağlam temeller üzerine oturmasına çok önem vermiştir. Ahlâken iyi olan kadın ve erkeğin bu yuvayı kurmaları tavsiye edilmiştir, İslâm'da aile, geçici bir ortaklık veya beraberlik değil, bir ömür boyu beraber olmak için yapılan bir sözleşmedir. İslâm, bundan pek çok gaye hedeflemiştir ancak en önemlileri, topluma örnek bir müessese inşa etmek, dini daha rahat ve huzurlu yaşamak, hayırlı evlatlar yetiştirmektir. Bunun için de Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Ailesini seven ve çocuk doğuran (çocuk doğurmaya karşı çıkmayan) kadınla evlenin. Ben kıyamet günü, diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övünürüm”[1] buyurmuştur.

 

Resûlullah (s.a.v) bu hadisleriyle ailenin iki temel fonksiyonuna işaret etmiştir: Sevgi ve çocuk sahibi olmak. Bugün Batı'ya baktığımız zaman gördüğümüz durumun vehameti ortadadır. Ne yazık ki oralarda arkadaşlık aile müessesine tercih edilmiş durumdadır. Aile sorumluluğundan kaçan gençler arkadaşlık hayatını tercih etmekte, gününü gün etmekte, kendi ifadeleriyle çocuk sahibi olarak hürriyetlerini kısıtlamak istememektedirler. Artık kendi nüfuslarını kaybetmeye başlayan Batılı ülkeler bu durum karşısında birtakım tedbirler almaya başlamakta, teşvikler oluşturmaktadır.

 

Bir toplumun yok olması aile müessesinin kırılmasıyla başlar. Düzenli ve sistemli toplumun garantörü durumunda olan ailenin kurulmasına bu kadar önem veren dinimiz elbette bu kutlu yuvanın muhafazası için de bir dizi tedbir almış ve tavsiyede bulunmuştur.

 

"Aranızdaki bekârları, evlenmeye elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lutfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lutfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir." (Nûr 24/32)

 

Peygamber Efendimiz de (s.a.v) bir hadislerinde evliliğin peygamberlerin sünnetlerinden olduğunu söyleyerek iyi bir mümin olabilmek için evlenmeyi tavsiye eder, gerekli bulur. Şöyle buyurur: "İnsan evlendiği zaman imanının yarısını iyileştirir. Geri kalan yarısını iyileştirmek, mükemmelleştirmek de Allah'a karşı gelmekten sakınmaktır."[2]

 

Bugün ülkemizde boşanma oranlarının hızla arttığı, hatta son on yıl tahlil edildiğinde günümüze yaklaştıkça her sene, bir önceki seneye göre evlenme oranlarının düştüğü gözlemlenmektedir. Bu acı tablo değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızın işaretidir. Bugün toplumun içine düştüğü ahlâkî çöküntüyü durdurmak istiyorsak işe aileden başlamalıyız.

 

Dinimizde evlilik ve aile kurma, sorumluluğu birlikte taşıyabilecek insanlara tevdi edilmiştir. Aile kurumunun iyi yürüyebilmesi için bu sorumluluğu taşımak çok önemlidir. Bunun için özellikle günümüzde, erkek olsun kadın olsun her ferdin evliliğe çok iyi hazırlanmaları gerekir. Dinimiz zora dayanan evliliği kabul etmediği gibi sorumluluk yüklenmekten kaçınan, başıboş insanlarla evlilik yapmayı tasvip etmez. Zannedildiği gibi evliliğe hazırlıklı olmak sadece kadın için biçilmiş bir düstur değildir. Böyle bir düşünce çok yanlış olur. Evlenme niyetinde olan her iki tarafın da ciddi bir sorumluluk disiplininde hazırlıklı olmaları şarttır. Aile ocağını kaldıramayacak durumda olanların ve sorumluluk yüklenmek istemeyenlerin bu işe kalkışması elbette doğru olmaz. Bu itibarla, geleceğin büyükleri olan çocuklarımıza ve gençlerimize daha ilk başta İslâmî bir terbiyenin verilmesinin ne denli önemli olduğu gayet açıktır.[3]

 

Aile Zahmetindeki Rahmet

 

Allah için yapılan bir evlilikte her şey rahmet ve sevap sebebi olur. Aile, Allah'ın emanetidir. Bu emaneti taşırken çekilen zahmetler boşa gitmez. Anne ve baba yuvanın yükünü taşıyıp sorumluluklarını yerine getirmekle ibadet yapmış ve sevap kazanmış olurlar.

 

Resûlullah (s.a.v), idarecilere ve ailelere bu sorumluluklarını şöyle hatırlatmıştır: “Dikkat edin, hepiniz birer çobansınız ve hepiniz korumakla görevli olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. İdareci halkından, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden, hizmetçi, efendisinin malından, kısaca herkes üstlendiği şeylerden Allah'a karşı sorumludur.”[4]

 

Aile yükü taşınırken helâlinden çalışmak, kazanmak, harcamak, hatta eşi ve çocukları ile oynamak birer hayır çeşididir. Bu konuda Resûlullah (s.a.v) şu müjdeyi vermiştir: “Kişinin ailesi için yaptığı her harcama kendisi için sadakadır. Muhakkak ki kişi hanımının ağzına koyduğu bir lokma için dahi sevap kazanır.”[5]

 

Arkadaşları ile bir savaşta bulunan Abdullah b. Mübârek (rah) onlara,

"Bizim yaptığımız şu savaştan daha üstün bir savaşı biliyor musunuz?" diye sordu, arkadaşları,

 

"Hayır, bilmiyoruz" dediler. Abdullah,

 

"Ben biliyorum" dedi. Arkadaşları,

 

"Nedir o?" diye sorduklarında Abdullah b. Mübârek (rah) şu cevabı verdi:

 

"İffetli ve edepli, çoluk çocuk sahibi bir mümin geceleyin kalkar, çocuklarına bakar, uykuda olan çocuklarının üstünün açılmış olduğunu görür ve onları elbisesi ile örter. İşte bu kişinin yaptığı, bizim şu anda içinde bulunduğumuz amelden daha hayırlı ve üstündür."[6], [7]

 

Hz. Peygamber Hiç Aile Problemi Yaşadı mı?

 

Bazıları Hz. Peygamber'in (s.a.v) ailesi içinde hiç sıkıntı ve problem yaşamadığını düşünür. Durum hiç de böyle değildir.

 

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) pak zevceleri annelerimiz insanlık icabı bazen fıtratlarında bulunan hislere mağlûp olup farklı hallere girerlerdi. Âlemlere rahmet Peygamberimiz'e (s.a.v) canlarını kurban etmeye hazır olan bu annelerimiz, bazı durumlarda kadınlık hisleriyle hareket eder, bir anda kontrolü elden çıkarır, ona karşı daha sonra üzülecekleri tavırlara girer, değişik sözler sarf ederlerdi. Bunun sebepleri vardı.

 

Önce yüce Allah, habibi Hz. Muhammed'in (s.a.v) güzel ahlâkını insanlığa göstermek istiyordu. Bu güzelliğin aile ortamında da görülmesi gerekiyordu. Bu şekilde bütün aile reislerine örnek bir kocanın, hocanın, babanın, dedenin, komşunun ve arkadaşın nasıl olacağı gösterilmiş olacaktı.

 

Bu hikmet ve faydalar için Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) sabır isteyen olaylar yaşatıldı. Hane-i saadetteki annelerimiz, ellerinde olmadan o cennet gülünü bazen sallıyor, onun içindeki gül kokusunun dışa çıkmasına sebep oluyorlardı.

 

Annelerimizin bu rahatlığı Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v) onlara gösterdiği tevazu, yakınlık ve hoşgörüden ileri geliyordu. Çünkü rahmet Peygamberi (s.a.v), karşısındaki insanın seviyesine göre davranıyordu, Herkese anladığı dilden hitap ediyordu. Asla peygamberlik makamının ağırlığı ve ciddiyeti ile etrafındakileri sıkıp bunaltmıyordu.

 

Annelerimizden bazıları Resûl-i Ekrem'e (s.a.v) sabahtan akşama kadar gücenirdi. Bazen de Peygamber Efendimiz (s.a.v) onlara kusurlarını anlamaları için tavır gösterir, süre verir, kendilerinden bir zaman ayrı dururdu. Ama hiçbir defasında elle vurmak, sopa gösterip korkutmak gibi bir tavra girmemiştir. Değil annelerimize, senelerce hizmetiyle şereflenen kimselere bile bir kere elini kaldırmamıştır.

 

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) bütün bunları ümmetine örnek olsun diye yapıyordu. Zaten kendisine Allah tarafından verilen birden fazla evlenme izni, ümmetine yuva edebini öğretmesi, aile içinde kalan fakat insanlara lâzım olan güzel edeplerin annelerimiz tarafından ortaya çıkarılması içindi.[8]

 

Güzel Geçinme Örnekleri                                                                                                                  

 

Yüce Allah, bizden uymamızı istediği bütün ahlâkî esasları peygamberleri ve onların izinden giden dostları ile bize göstermiştir. Ailedeki güzel geçim de buna dahildir.

 

Peygamberler ve sâlihler yüce Allah'ın insanlıktan istediği güzel ahlâkı yaşayarak öğretmişlerdir. Bütün müminler onlara bakıp ibret almalıdır. Kötü ahlâkımızı ve çevremizden edindiğimiz kusurlarımızı devam ettirmeye çalışmayalım; şu örneklerden payımıza düşeni almaya bakalım.

 

Bir gün Hz. Ömer'in (r.a) hanımı onun konuşmasına karşılık verdi; bu duruma karşı Hz. Ömer (r.a),

"Sen bana karşılık mı veriyorsun?" dedi. Hz Ömer'in (r.a) hanımı,

 

"Resûlullah (s.a.v) senden hayırlı olduğu halde, onun hanımları da ona karşılık veriyorlar. Hatta küs durdukları gün bile oluyor" dedi. Bunları işiten Hz. Ömer (r.a) durumdan ürktü ve,

 

"Eğer kızım Hafsa da Resûlullah'a karşılık verdiyse zarar etti, mahvoldu!" dedi. Sonra kızı Hafsa'ya (r.ah) gelerek,

 

"Kızım Hafsa! Sakın Ebû Bekir'in kızı Âişe'ye bakıp aldanma! Çünkü Resûlullah (s.a.v) onu çok sever" diyerek kızını bu konuda uyardı ve Peygamber Efendimiz'i (s.a.v) hiçbir şekilde üzmemesini söyledi.[9], [10]

 

Sonunda Yine Kocaya Sığınılır                                                                                                              

 

Bir gün bir mesele hakkında Hz. Resûlullah (s.a.v) ile Hz. Âişe (r.ah) arasında bir anlaşmazlık oldu. Öyle ki meselenin izahı için Hz. Ebû Bekir'i (r.a) aralarında hakem tayin ettiler. Hz. Ebû Bekir yanlarına gelince Peygamber Efendimiz (s.a.v) Âişe validemize,

 

"Sen mi önce konuşmak istersin, yoksa ben mi önce konuşayım?" dedi. Hz. Âişe (r.ah),

 

"Önce sen konuş ama sadece doğruyu söyle!" dedi. Bu söz karşısında çok sinirlenen Ebû Bekir (r.a) kendini tutamayarak kızı Âişe'ye öyle bir tokat attı ki Hz. Âişe'nin (r.ah) ağzı kanadı. Âişe validemiz hemen Resûlullah'ın arkasına sığındı. Hz. Ebû Bekir (r.a) ona dönerek,

 

"Ey nefsinin düşmanı! Resûlullah doğrudan başka bir şey söyler mi?" dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v),

 

"Yâ Ebû Bekir! Biz seni bunun için çağırmamıştık!" buyurarak saadetli zevcesini yine korumasına aldı.[11]

 

Enes (r.a) demiştir ki: "Resûl-i Ekrem (s.a.v), kadınlara ve çocuklara karşı insanların en merhametlisi idi." [12]

 

Huzur Barıştadır                                                                                                              

 

Bir gün Hz. Ebû Bekir (r.a), Hz. Resûlullah'ın (s.a.v) hane-i saadetine gelmişti. İçeri girmek için kapıyı çaldı, izin istedi. O sırada evin içinden kızı Âişe'nin (r.ah) sesi geliyordu. Bir durum olmuş, kızı Hz. Peygamber'e yüksek sesle cevap veriyordu. Hz. Ebû Bekir (r.a) içeri girer girmez tokatlamak için kızını yakaladı. Allah'ın Resûlü hemen araya girerek ona mani oldu. Hz. Ebû Bekir öfkeli halde dışarı çıktı. Allah'ın Resûlü (s.a.v), Hz. Âişe'ye (r.ah),

 

"Gördün mü seni onun elinden nasıl kurtardım!"dedi.

 

Birkaç gün sonra Ebû Bekir (r.a) tekrar kızının evine geldi, Allah'ın Resûlü (s.a.v) ile kızını barışmış ve muhabbet ederken gördü; onlara,

 

"Beni kavganıza dahil ettiğiniz gibi barış ve muhabbetinize de dahil eder misiniz?" deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v),

 

"Evet ederiz, gel" buyurdu.[13], [14]

 

 

Dilimle Kızarım Kalbimle Değil!                                                                                                             

 

Allah'ın Resûlü (s.a.v), Hz. Âişe'ye (r.ah),

"Ben senin bana kızgın olup olmadığını anlıyorum" dedi. Âişe (r.ah),

 

"Nereden anlıyorsun?" dedi. Resûlullah (s.a.v),

 

"Benden hoşnut olduğunda, 'Muhammed'in Rabb'ine yemin ederim' diyorsun. Bana kızdığında ise, 'İbrahim'in Rabb'ine yemin ederim' diyorsun." Bunun üzerine Âişe (r.a),

 

"Doğru söylüyorsun! Fakat ben adını dilimde anmasam bile kalbimde anarım" karşılığını verdi.[15]

 

Bu örnekte hem gizli bir aşk hem de büyük bir edep vardır. Âişe annemiz (r.ah) bazı durumlarda kızgınlık haline girse de şerefli kalbi Resûl-i Ekrem'e (s.a.v) sevgi ve saygısını hiç kaybetmemiştir. Kızgın iken Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) adını anmasa bile dedesi Hz. İbrahim'in (a.s) adını anardı. Başkası aklına gelmezdi.

 

Resûl-i Ekrem (s.a.v) hanımlarına,

"Âişe hakkında beni üzmeyin! Zira Allah'a yemin ederim ki ondan başka hiçbirinizin yatağında bana vahiy gelmemiştir."[16] derdi. [17]

 

İslamda Aile Saadeti

 

Sabırlı olmak

 

Bazen aile arasındaki sıkıntılı durumlarda gösterilen azıcık sabır, biraz hoşgörü ve bir anlık sükût, binlerce kelimeden hayırlı sonuç verir. Kızgınlık bir ateş korudur, buna bir de kıskançlık harareti eklenirse kor, aleve dönüşür. Alevi sudan başkası söndüremez.

 

Nefis ateş, kalp su gibidir. Nefis kızınca harareti yükselir; ona kızgın bir nefisle karşılık verilince ateşe ateş katılmış olur. Bu durumda iki nefis de azar ve kontrolden çıkar. Bu durumda ateşe biraz daha ateş atılmış, hararetine hararet katılmış olur. Allah korusun, ateş alevlenince nereyi yakacağı bilinmez. Bazen insan pireye kızar yorganı yakar; yorgan yanmış, pire kaçmış, adam ortada kalmış olur.

 

Koca kızıp sesini yükseltince hanım susmayı tercih ederse koca daha fazla alevlenmeden söner. Fakat o da heyecanlanıp sesini yükseltirse bu defa bir adım geri atıp sükûneti tercih etmek kocaya düşer. Eğer koca hepten kontrolü kaybedip sesini yükselterek kadına üstün gelmeye çalışırsa kavga başlamış olur. Böyle bir kavgada sevinecek tek taraf vardır, o da şeytandır. [18]

 

Kavgayı Bitirme Usulü                                                                                                              

 

Rahmet Peygamberimiz (s.a.v) bir gün ashabına,

"Size cennetlik kadınların kimler olduğunu haber vereyim mi?" buyurdu. Ashap,

 

"Buyurun, haber verin yâ Resûlallah" dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu saadeti hak eden kadınları şöyle tanıttı:

 

"Onlar kocalarını çok severler. Onlara çocuk verirler. Bir kızgınlık anında veya kendisine kötü davranıldığında ya da kocası ona kızdığında elini kocasının elinin üzerine koyar ve ona, işte elim elinde; sen benden razı olmadıkça uyku uyumayacağım' der."[19]

 

Böyle bir kadın karşısında eriyip yumuşamayacak ve kusurun biraz da kendisinde olduğunu söylemeyecek erkek çok azdır. Kocasına karşı tevazu gösterip sabırla bu formülü uygulayan kadın dünyası da âhireti de cennet olur. Böyle özür dileyen bir kadının özrünü kabul etmeyen ve ona hâlâ sert davranan erkeğin de hesabını Allah görür. [20]

 

Ailede Mutluluğun Şifresi

 

Alimler, yuvadaki mutluluğun şifresi; rıza, vefa, sevgi ve sabırdır, derler.

 

Önce şunu bilelim: Evlenen iki kişi birbirinin nasibidir. Bu nasip, Allah'ın ilminde kesinleşmiş bir takdirdir. Bu nasibe razı olmak imanın gereğidir.

 

Ona helâlinden ulaşmak farz olduğu gibi, ulaşınca hakkını korumak da farzdır. Hayırlı eş Allah'ın kuluna özel bir ikramıdır, hayırsız eş ise imtihanıdır. Ailemizin saadeti onu acısıyla birlikte kabul etmeye bağlıdır. Bu işin temeli de rızadır.

 

Ailede mutlu olmak için karı kocanın birbirlerinin her şeyinden hoşlanması gerekmez. Koca hanımının bir huyundan veya durumundan hoşlanmadığı zaman onu hemen gözden ve gönülden çıkarmamalıdır. Kadının kocasına karşı durumu da aynıdır. Kim bilir nefsimizin hoşlanmadığı o durum içinde nice saklı hayırlar vardır. Bu, ileride gözükecektir. Sabredilirse anlaşılır. Ailedeki mutlulukta rıza ve vefa çok önemlidir. Ailesine razı olan rahat eder, vefa gösterenleri yüce Allah mükâfatlandırır.

 

Bir ailenin çok basit tartışmalardan dolayı birbirine kızıp küserek hemen boşanmayı düşünmeleri doğru değildir. Bu konuda yüce Allah bütün aile reislerini şöyle uyarmaktadır:

 

"Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (hemen boşamaya gitmeyin, sabredin ve şunu bilin) sizin hoşlanmadığınız bir şeyde Allah pek çok hayır yaratır." (Nisâ/19)[21]

 

O Benim İçin Bir Servetti                                                                                                                    

 

Bir Hak dostunun hanımı oldukça sert, geçimsiz ve sevimsizdi. Kocasına her gün dili ve haliyle sanki cehennem azabı çektiriyordu. Bu zat ise onun her haline sabrediyor, nefsini sabra alıştırıyor, bu ateşin içinde her gün pişiyordu. Güzel ahlâkı elde etmek için bunu bir fırsat görüyordu. Bunun için onu boşamayı hiç düşünmüyordu.

 

Bu zatı tanıyan dostları onun durumuna çok üzülüyordu. Kadına hiçbir nasihat fayda vermiyordu. Öyle oldu ki bu zata acıyan bazıları kadının ölümü için dua etmeye başladılar.

 

Bir gün kadının eceli geldi, öldü. Kocasının dostları o günü bayram ilân ettiler. Kadını bir an evvel toprağa verdikten sonra sevinerek kocasının yanına geldiler; ona,

 

"Efendim, biz size taziyeye değil, tebrik etmeye geldik; gözünüz aydın olsun, kurtuldunuz!" dediler. Allah dostu sakin ve düşünceliydi. Yüzünde bir sevinç izi yoktu. Aksine değerli bir şeyini kaybetmiş gibi üzüntülüydü. Bunun sebebini şöyle açıkladı:

 

"Ben bugün gerçekten çok üzgünüm. Bu kadın benim için bir servetti. Ben onun kötü huylarına sabrederek yüce Rabbim'in razı olacağı güzel ahlâkları elde ediyordum; böylece pek çok sevap ve mânevî derece kazanıyordum. Ne yazık ki şimdi bu servetim toprağa gömüldü, böyle bir kâr kapısı kapandı!"

 

Demek ki mutlu olmanın yolu çoktur. İnsan biraz işlerin sonunu düşünse, biraz geniş olsa, biraz da aklını ve gönlünü kullansa -Allah’ın izniyle- çok şeyin üstesinden gelir. [22]

 

 

 

 

[1] Ebû Davud, Nikâh, 4; Nesâî, Nikâh, 11; Taberânî, el-Mu'ce-mü'l-Kebîr, 20/219.

[2] Hâkim, el-Müstedrek, 2/161; Taberânî. el-Mu'cemü'l-Evsat, nr. 7647.

[3] Evlilik ve Aile, Hüseyin Okur, Semerkand Yayınları, sf.11-14.

[4] Buhârî, Ahkâm, 1; Nikâh, 81, 90; Müslim, İmâret 20 (nr. 1829); Tirmizî, Cihâd, 27 (nr. 1705); Ebû Davud, İmâret, 1 (nr. 2928).

[5] Buhârî, Cenâiz, 37, Nafakât, 1, Feraiz, 6; Müslim, Vesâyâ, 5; Ebû Davud, Vesâyâ, 2; Tirmizî, Vesâyâ, 1; Nesâî, Vesâyâ, 3.

[6] Gazâlî, İhyâ, 41; Zebîdî, İthafü's-Sâde, 6/67.

[7] Delil ve Örnekleriyle Temel Aile İlmihali, Dr. Dilaver Selvi, Semerkand Yayınları.

[8] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.50.

[9] Buhârî, Nikâh, 84; Mezâlim, 25; Müslim, Talâk, 31, 34; Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, İşretü'n-Nisâ, 57; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 4187.

[10] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.52.

[11] Gazâlî, İhyâ, 2/56; Zebîdî, ithâfüs-Sâde, 6/139.

[12] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.53.

[13] Ebû Davud, Edeb, 92.

[14] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.54.

[15] Buhârî, Nikâh, 108, Edeb, 63; Müslim, Fezâilü's-Sahâbe, 90.

[16] Buhârî, Menâkıb, 62; Nesâî, İşretü'n-Nisâ, 3, 36; Ahmed, Müsned, 6/293.

[17] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.55.

[18] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.56.

[19] Taberânî, el-Kebîr, 19/140; el-Evsat, nr. 1764; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 4/312; Münzirî, et-Tergîb, nr. 2899.

[20] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.58.

[21] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.32-34.

[22] Aile Saadeti, M. Saki Elhüseynî, Semerkand Yayınları, sf.35-36.

 

Kaynak: www.kalpehli.com

Değerli ziyaretçimiz, sitemize üye iseniz lütfen giriş yapınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
Son Yorumlar
Yorum Ekle
İsim:*
E-Mail:*
Yorum:
Güvenlik Kodundaki 2 Kelimeyi Giriniz: *

Bağlantılar








BELNET