PAYLAŞ


facebook
Genel

ŞÜKÜR

Yazae: dogan Tarih: 30-03-2016, 10:31 Yorumlar: 9 Görüntülenme: 3 185
ŞÜKÜR
ŞÜKÜR

Allah Teala şöyle buyurmuştur: , فَاذْكُرُونِى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِى وَلاَ تَكْفُرُونِ "Bana şükredin, nankörlük etmeyin."[1]

"Şükür"; iyilik edenin ve nimet verenin kadrini ve kıymetini bilip bunu insanlara göstermek, iyilik ve ihsanda bulunanı övmek anlamlarına gelir.

Dini bir terim olarak şükür, Allah’ın kullarına verdiği nimetlerin etkisinin onların dilinde övgü olarak, kalbinde sevgi olarak, organlarında da itaat etme/boyun eğme olarak ortaya çıkmasıdır.[2]

“Hamd” ve “medh” kelimeleri de şükrün birer ifadesidir.

Peygamberimiz: "Hamd, şükrün başıdır. Allah'a hamdetmeyen, O'na şükretmemiştir." [3] “Zikrin en faziletlisi ‘lâ ilâhe illâllah’tır. Duânın en faziletlisi ‘el-hamdü lillâh’tır.”[4] Buyurmuştur.

Bir başka hadiste Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Bir kimse yemek yer de, ‘Beni yediren, kuvvet ve kud-

retim olmadığı halde bana rızık veren Allah’a hamdolsun’ derse, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır[5]



Şükür, yapılan iyiliğe karşı söz veya fiil ile yerine getirilen bir övgüdür. İnsanın ulaştığı/elde ettiği nimete karşı teşekkür etmesidir.

Alimlerin ifadelerine göre şükrün anlamları şu şekildedir:

"Taat yolunca çaba harcamak, gizlide ve açıkta günahtan uzaklaşmaktır."

"Şükür; ni'met verene karşı şükretmekte kusurlu hareket ettiğini itiraf etmektir."

"Şükrün hakikati, şükürden acizliktir."

"Şükrün hakikati nimetleri verenin nimetini itiraf etmek ve bu nimetleri O'nun taati yolunda kullanmaktır.

Allah’ın verdiği nimetin, yine O’nun yolunda kullanılmasından daha tabii ne olabilir ki! Bu nedenle zenginlik, makam, zeka, sağlık, kuvvet gibi nimetleri, Allah'ın emrettiği biçimde kullanmak, verilen nimetin şükrünü hakkıyla yerine getirmek demektir.

Şükreden bir kulun en güzel ölçüsü; kanaatkarlığı, başına gelenlere rıza göstermesi ve her durumda memnuniyetini belirtmesidir.

Nankörün ölçüsü ise; aşırı hırslı olması, israf etmesi, saygısız bir insan olması ve haram-helâle dikkat etmeden bulduğunu yemesidir.



Şükür, her türlü nimetin tek ve gerçek sahibinin Allah olduğunun şuuruna varmak ve bunu en derin saygıyla ve usulünce ifade etmek olduğuna göre, insan ne kadar gayret ederse etsin; ne verilen nimetlerin karşılığını hakkıyla ödeyebilir, ne de nimet vereni hakkıyla övebilir. İşte bu nedenle Kur'ân-ı Kerim’de:



و قليل من عبادي الشكور “...Kullarımdan şükreden azdır!”[6] buyurulmuştur. . Rivâyet olunur ki Hz. Ömer, bir adamın, “Allah’ım beni o azdan kıl” diye dua ettiğini işitince, Bu nasıl dua diye sorar. Duayı yapan zat cevap verir: Allah Teâlâ; “Kullarım içinde bana şükreden azdır” buyuruyor. Beni de bu mutlu azlardan kılmasını diliyorum deyince, Hz. Ömer: Herkes Ömer’den daha bilgili der.[7]

Şükür, Kur'ân’da üzerinde en çok durulan konulardan biridir. Yetmişbeş yerde şükürden, şükretmenin öneminden bahsedilir.

Şükrün Kur'ân’da bu kadar önemle vurgulanmasının sebebi, onun, iman ve tevhidin en önemli göstergelerinden biri olmasındandır. Kur'ân, sürekli olarak Allah’ın insanlara verdiği nimetlere, yaptığı bağışlara, ettiği ihsanlara dikkat çekmekte ve insanın bütün bu iyilikler karşısında minnettarlık duymasını, şükran duyguları içerisinde olmasını istemektedir. Çünkü nimete kavuşmanın, iyilik görmenin karşılığı bunu gerektirir. Bu sebeple Kur'ân şükrü, Allah'a kulluk etmenin şartı olarak belirtir:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

“Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temiz olanlarından yiyin, ve yalnızca Allah'a şükredin.“ [8]



Kendisinden Dolayı Şükredilecek Nimetler

Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır.

Öncelikle hangi nimetlere sahip olduğumuzu düşünmeliyiz. Sonra bu nimetlerin kimden geldiğini düşünmeliyiz.

Az nimeti az sanma, kimden geldi ona bak

Az günahı az sanma kime karşı ona bak!

Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ

"Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an."[9]

İnsan, Allah Teâlâ’nın yarattığı varlıkların içinde en seçkin olanıdır. O’nu en güzel sûrette yaratmış, akıl gibi üstün yeteneklerle donatmıştır. Yer ve gökleri ve bunlarda olan her şeyi ona hizmet için var etmiş ve ona sayılamayacak kadar nimetler vermiştir. Allah onu, başka hiçbir varlığa bahşetmediği halifelik görevi vererek yüceltmiştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim’de;

هُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ ﺧﻼ ئِفَ فِي اﻷَرْضِ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ

“(Ey İnsanlar!) Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Artık kim inkar ederse inkarı kendi aleyhinedir.[10]

buyurulmuştur.

Diğer taraftan meleklere ona secde etmelerini emretmiş, böylece onun şanını yüceltmiştir. İnsanoğlunun üstünlüğü Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde hatırlatılmıştır. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:



وَمِنْ رَحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمْ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Allah, rahmetinde n ötürü geceyi içinde dinlenesiniz; gündüzü de, lütfundan isteyesiniz ve şükredesiniz diye sizin için yarattı” [11]



“Andolsun ki, biz insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.”[12]

"Siz, hiç bir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi." [13]

“...Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” [14]



“Doğrusu güldüren de, ağlatan da O’dur. Öldüren de, dirilten de O’dur. şu bir gerçek ki, rahime atıldığında erkeği dişiyi iki eş yaratan O’dur. şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir. şüphesiz zengin eden, sermaye veren de O’dur.”[15]



“Allah öyle bir Allah’tır ki, gökleri ve yeri yarattı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı, emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize amâde kıldı. Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi. O, kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür[16]



“Görmedin mi ki Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde öyleleri var ki, ne bir ilme, ne bir mürşide ve ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın, Allah hakkında mücadele ediyor (yazık).”[17]



Allah’ın sayılamıyacak kadar nimetlere erdirdiği insan, bu nimetleri kendisine vereni tanıyacak, O’nu anacak ve O’na şükredecektir. Bu şükür görevini yapmayanlar kınanmakta ve şöyle buyurulmaktadır:

“Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!”[18] Başka bir âyette de şöyle buyuruluyor:



Hayat bir nimettir. Hayatın devamını sağlayan her şey birer nimettir. Allah’ın zatını idrak etmek bir nimettir. İman ise bir insan için en büyük nimettir. Allah’ın bir kuluna iman nasip etmesi, ona olan nimetini tamamlaması demektir.

Bazı insanlar, şükretmek için kendilerine çok büyük, özel bir nimetin gelmesini veya büyük bir probleminin çözülmesini beklerler. Halbuki insan her ânında sayısız nimetler içindedir. Nimetlerin en büyüğü de imandır

Şükür, maddî nimetlere yapıldığı gibi, daha çok manevî nimetlere karşı yapılır.

Dünya nimetlerinden çok âhiret nimetleri, maddî nimetlerden çok manevî nimetler için şükretmemiz gerekir.

"Yüce Allah diyor ki:

Kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundan dolayı Allah'a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundan dolayı da kendi nefsini suçlasın." [19]

Peygamberimiz bunu şöyle ifade buyuruyor: “Dünyalıkta kendisinden aşağısına, dinde (dini yükümlülüklerini yerine getirmede) de kendisinden üstün olana bakan (ve buna göre davra- nan) kimseyi Allah Teâlâ hem sabreden, hem de şükredenlerden yazar. Fakat dünyalıkta kendisin- den üstününe, dinde de kendisinden düşüğüne bakanları, Allah Teâlâ ne sabredenlerden, ne de şükredenlerden yazar.[20]

Yüce Allah, bizi şükür ve nankörlük noktasında denemektedir. Şükreden bir kul olmak da, nankörlük gösteren asi biri olmak da söz konusudur:

إِنَّا خَلَقْنَا اﻹ ِنسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

“Hiç şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan (nutfeden) yarattık. Onu denemekteyiz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o) ya şükredici olur ya da nankör olur” [21]

Kitabımızın ilk âyeti "Elhamdü lillâh" diye başladığı halde; hamdi, şükrü unutan bir toplum olduk. Şükretmek için nimetlerin farkında olmak lazımdır. Günümüz insanı ise, bunca varlık içinde, öylesine nankör ve âsî ki... Çok şikâyetçiyiz. Toplum ve fert olarak karamsar ve aç gözlülüğün ıstıraplarıyla kıvranıyoruz. Şikâyetlerin başında geçim sıkıntısı var. Bu tabir, eskiden pek bilinmezdi. İnsanımız bugüne göre daha fakirdi. Fakirdi ama, gönlü zengindi. Kanaat denilen bir hazineye sahipti dedelerimiz. Dillerden şükür, zikir taşardı.

Şükürden, zikirden yüz çevirmek, nankörlük etmek sebeb-i hasarettir.

Allah (cc): "Kim benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı, geçim sıkıntısı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." [22]

“Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler, böylece Allah da yaptıklarına karşılık olarak, onlara açlık ve korku elbisesini tattırdı.” [23]

“Andolsun, Sebe’ (oğulları)nın oturdukları yerlerde de bir ibret vardır: (O meskenler,) sağdan, soldan iki bahçe (ile çevrili idi. Onlara): ‘Rabbinizin nimetinden yiyin de O’na şükredin! Hoş bir memleket ve çok bağışlayan Rabb!’ (denilmişti). Ama şükürden yüz çevirdiler; bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik; onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik. Nankörlük ettiklerinden ötürü onları böyle cezalandırdık; Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız?” [24]

Hamd ve şükür zikirdir. Zikirden yüz çevirmenin dünyadaki cezası sıkıntılar ve özellikle geçim sıkıntısı, âhiretteki cezası da nimetleri ve nimet vereni dünyada göremediği için kör olarak haşrolmaktır. Çözüm ise zikir ve şükürde:

Kişinin içinde yüzdüğü bunca nimeti görmezlikten gelip başına gelen bazı musibetleri anması, nankörlük karakterini uyandıran durumlardandır.

Allh (cc): Biz insana, katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama ellerinin işledikleri yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, hemen insan nankör olur.”[25]

“Denizde size bir sıkıntı dokunduğu zaman O’ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolur. Fakat O sizi kurtarıp karaya çıkarınca yine yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan nankördür.”[26]

“O’dur ki, sizi diriltti, sonra sizi öldürür, sonra yine sizi diriltir. Hakikaten insan çok nankördür.”[27]

“Kahrolası insan, ne de nankördür!”[28]

İnsan, nankörlükten kurtulup minnettarlığa, şükreden bir kul olmaya yönelmelidir. Hoşuna gitmeyen olaylar karşısında da sabırla direniş göstermelidir.

Kur'ân, insanları ısrarla şükre davet ederek, şükürsüzlüğün nimetleri yalanlamak ve inkar etmek anlamına geldiğini belirtmiştir. Nankörler, Rahman Suresi’nde şiddetli ve dehşetli bir surette otuz bir defa şu âyetle tehdit edilmişlerdir:

فَبِأَيِّ آﻻءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَان “O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”



İman edip şükretmek azaptan kurtulmak demektir. Azabın temelinde ise, şükretmemek vardır.

“Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size neden azap etsin! Allah Şâkir’dir, Alîm’dir; Şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.” [29]

Hazreti Âişe validemiz radıyallahu anha şöyle bildirmiştir:

“Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ‘Ademoğullarından her insan, 360 eklem sahibi olarak yaratılmıştır. Her kim Allah’ı tekbir, tehlil ve tesbih eder, Allah’a istiğfarda bulunur, insanların yolundan bir taşı veya bir dikeni veya bir kemiği (insanlara zarar veren her hangi bir şeyi) alıp kaldırır, iyiliği emreder, kötülüklerden meneder de bu hayır fiilleri 360 sayısına ulaşırsa işte böyle o gün kendini ateşten (cehennemden) uzaklaştırmış olur.’ buyurmuştur.” [30]

Aslında her şey Allah'ı hamd ve tespih etmektedir:

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَ اﻷ َرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إﻻيُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلَكِنْﻻ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورً

"Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır” [31]

Bütün varlıkları hizmetine sunulan insan oğlunun daha çok şükretmesi, asla nankörlük etmemesi gerekir.

Allah insanı en güzel bir biçimde yaratmış, ona göz, kulak, kalp ve duyu organlar vermiştir.[32]
Peygamberler ve kitaplar göndererek insanlara mutluluk yolunu göstermiştir.[33]
Sayısız denecek kadar çeşitli gıdalar, beslenme ve barınma imkanlarını insanın hizmetine sunmuştur.[34]
Dini emirlerde kolaylık prensibini koymuş, güç yetirilemeyen emirlerle insanları sorumlu tutmamıştır.[35]
Tövbe etme, bağışlanma kapılarını açmıştır.[36]
Allah'ın varlığını bilip tanıma noktasında, kevni ayetlerin açıklaması yapılmış ve insanlara ibret alma imkanı sunulmuştur.[37]
Bir aile yuvası içinde yaşama imkanı sağlamıştır.[38]

Allah’ın insana bahşettiği nimetler sınırsız olduğuna ve tek tek saymak mümkün olmadığına göre[39] şükretmenin de bir sınırı yoktur. O halde insan sürekli şükretmeli, Allah'ın nimetini anmalı, hatırda tutmalı, anlatmalıdır. Bunu yaparken insan bilmelidir ki, şükrün faydası dünya ve ahirette Allah’a değil; yine kendine dönmektedir. Yaptığı şükür ile fayda gören kulun yine kendisidir. Kul, şükrederek yararlandığı nimetlerin karşılığını Rabbine ödemiş olmamaktadır. Zaten buna da hiç bir varlığın gücü yetmez. Şükreden aslında kendisi için şükretmiştir. Şükrettikçe nimetleri artar. Allah'ın şükredilmeye ihtiyacı yoktur. Bu konu ayet-i kerimede şöyle ifade edilmektedir:

وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ

“Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir" [40]

Bir başka ayette: وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ اْلاَخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِى الشَّاكِرِينَ "Kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız."[41] Buyrulmuştur.



Şükrün Önemi

Yüce Kitabımızın ilk suresinin الحمد لله رب العالمين “Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” [42] cümlesiyle başlaması, son derece önemlidir. Bir günde beş vakit namazın her bir rekatında Fatiha Suresi’ni okumak zorunda olduğumuza göre, Allah’a hamd ve şükrün, bir müminin hayatındaki vazgeçilmez değerini ve imanla bağlantısını bizzat yaşayarak müşahede ediyoruz demektir.

Şu halde şükretmek mü’minlerin en önemli özelliklerinden biridir. Çünkü, şükrün başı Allah’ı bilmektir. Allah’ı Rab olarak bilen, O’nun nimet verdiğinin şuurunda olan bir kimse O’nu sevmeye başlar. Allah’ı seven O’na ibadet eder, O’na hiç bir şeyi şirk koşmayarak O’nun nimet verici olduğunu itiraf eder. Kul bu şuurla eşi ve benzeri olmayan bir Rabb'e kulluk ettiğinin, bir büyük lezzetle O'na yaklaşma imkanı bulunduğunun farkında olur. Bu nedenle tevhid, yani Allah’ı hakkıyla birlemek şükrün zirvesidir.

Şu ayette geçen “şükür” kelimesi, “Allah’a iman”; “küfür” ise onu “inkar” etme anlamında kullanılmıştır.

إِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وﻻ يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَإِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ.

“Şayet inkar ederseniz (küfrederseniz), şüphesiz Allah, size muhtaç değildir. Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz, sizden bunu kabul eder…” [43]

Allah’tan başka nimet veren yoktur. İnsan, hayatını sürdürebilmek için her zaman O’nun yarattığı nimetlerden yararlanmak zorundadır. Kul bu nimetlerin karşılığını da ancak ibadetle/kullukla yerine getirebilir.

Kulluk ile şükür arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Şükürden kopan bir insanın, kulluk bilincini de yitirmesi kaçınılmazdır. Bu sebeple şeytanın bütün çabası kulları şükürden alıkoymaya yöneliktir. Şu ayeti kerime bu gerçeği ortaya koyuyor:

قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي ﻷ َقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَثُمَّ ثُمَّ ﻵ تِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِم وَعَنْ أَيْمَانِهِم وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ وﻻ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ

“İblis; ‘Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları (insanları) saptırmak için senin doğru yolunun üstünde tuzak kuracağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın’ dedi”[44]

"eş-Şekur" Allah'ın güzel isimlerinden birisidir. Anlamı, kendisinin rızası için amel edenlerin çabalarını zayi etmez, bilakis kat kat fazlasıyla karşılık verir demektir. Zira şüphesiz Allah güzel amelde bulunanların ecrini zayi etmez.

لَئِنْ شَكَرْتُمْ لاَزِيدَنَّكُمْ

"Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım."(İbrahim 7)



Şükür insana çok şey kazandırır. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

اَلطَّاعِمُ الشَّاكِرُ كَالصَّائِمِ الصَّابِرِ"Yeyip de şükreden, oruç tutarak sabreden mertebesindedir."[45]



Şükr, Şımarıklığı ve Kibri Önler

Mümin, "Ben yaptım" edasıyla halka üstten bakmak yerine başarıyı Allah'tan bilip O'nu teşbih eder. Kendini övme yerine Allah'a hamdeder.

Peygamberlerin (a.s) Hayatında Şükür



Allah Azze ve Celle: اِعْمَلُوا اَلَ دَاوُدَ شُكْرًا"Ey Dâvûd hanedanı, siz de şükrederek çalışın"[46]buyurmuştur.

Yine Lokman (a.s.)’ın şahsında insanların ‘şükür’ edici olmalarını istemiştir. [47]

Hz. Süleyman’la ilgili bir olayda Süleyman (as)ın: nimetlere karşılık ‘Bu Rabbimin fazlındandır. O’na şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemektedir…”[48] dediğini anlatıyor.

Bir başka ayette: "Gerçekten İbrahim, Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi. Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti." [49] diyerek İbrahim peygamberin şükründen bahsediyor.

Şükür ahlâkının Hz. Muhammed (a.s)'in hayatında da en güzel bir şekilde somutlaştığını gösteren pek çok örnek bulmak mümkündür.

Peygamberimiz geceleri ayağa kalkıp ayakları kabarıncaya kadar namaz kılardı. Hz. Aişe kendisine; Ey Allah’ın Peygamberi, Allah, işlenmiş ve eşlenmesi muhtemel günahlarını bağışlamıştır. İbadet için neden bu kadar yoruluyorsun? deyince, Peygamberimiz:

شكورا عَبداً كُون اَ ﻼﻓاَ Ey Aişe! Ben şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap vermiştir.[50]

"Allah'ım, Seni zikretmek, Sana şükretmek ve güzel ibadet etmek için bana yardım eyle!" [51] diye dua etmiştir.

Peygamberimiz (a.s.), bir şeyler yeyip içtikten sonra, bu rızkı veren Allah’a hamd ve şükretmenin gereğini şöyle beyan etmektedir:

مَنْ أكَلَ طَعَاماً فقَالَ اَلْحَمْدُ للّهِ الَّذِى أطْعَمَنِى هَذَا الطَّعَامَ وَرَزَقَنِى مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّى، وََ قُوَّةٍ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

“Bir kimse yemek yer de, ‘Beni yediren, kuvvet ve kudretim olmadığı halde bana rızık veren Allah’a hamd olsun’ derse, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır.”[52]

İnsan, her zaman nimetlere kavuşamayabilir. Kimi zaman da bela ve sıkıntılara maruz kalabilir. Her iki durumda da insan şükrederek ve sabrederek Allah’ın rızasını kazanabilir. Hz. Peygamber;

عجباً ﻷمْرِ المُؤْمنِ إنَّ أمْرَهُ كلَّهُ له خيرٌ، ولَيس ذﺍك ﻷحدٍ إّﻻ للمؤمنِ: إن أصَابَتْهُُ سراءُ شَكَرَ فكَانَ خيرا ﻠﻪ، وإن أصابتهُ ضراءُ صَبَرَ فكَانَ خيرا ﻠﻪ.
"Müminin işi tuhaftır, her işi hayırdır. Bu, yalnız mümine özgü bir şeydir. Sevindirici bir işle karşılaşsa şükreder, o iş kendisi hakkında hayırlı olur. Üzücü bir işle karşılaşsa sabreder, kendisi için hayırlı olur"[53] buyurarak müslümanlara sabrı ve şükrü tavsiye etmiştir.

Duaların en güzeliyle Rabbinden istekte bulunan Hz. Peygamber (a.s), Allah’a şöyle yalvarırdı:



اللَّهُمَّ إنِّى أسْألُكَ الثَّبَاتَ في اﻷمْرِ، والْعَزِيمَةَ عَلى الرُّشْدِ، وَأسْألُكَ شُكْرَ نِعْمَتِكَ، وَحُسْنَ عِبَادَتِكَ، وَأسْألُكَ لِسَاناً صَادِقاً، وَقَلْباً سَلِيماً، وَأعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا تَعْلَمُ، وَأسْألُكَ مِنْ خَيْرِ مَا تَعْلَمُ، وَأسْتَغْفِرُكَ مِمَّا تَعْلَم...

"Allah'ım! Senden işte (dinde) sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı talep ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalp diliyorum. Allah'ım, senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları senden istiyorum, bildiğin günahlarımdan sana istiğfar ediyorum...!”[54]

Bu hadislerde de görüleceği üzere müminin hayatı sabır ile şükür anlayışı arasında geçmelidir. Bir nimete kavuşulduğu veya kişiyi memnun edecek bir hayır ona ulaştığı zaman, ‘şükür secdesi’ yapmak müstehabtır. Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.s.)’e sevindirici bir haber geldiği zaman veya onun müjdesi verildiğinde hemen Yüce Allah’a şükür için secdeye kapanırdı.[55]

Hamd ve şükrün yapılıp-yapılmadığı âhirette sorulacaktır:

ﻳؤْتَى بِالْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. فَيَقُولُ اللّهُ تَعالى لَهُ: ألَمْ أجْعَلْ لَكَ سَمْعاً وَبَصَراً وَماﻻً وَوَلداً، وَسَخَّرْتُ لَكَ اﻷنْعَامَ وَالْحَرْثَ، وَتَرَكْتُكَ تَرْأسُ وَتَرْبَعُ؟ أكُنْتَ تَظُنُّ أنَّكَ كُنْتَ ﻣﻼقِيَّ يَوْمَكَ هذا؟ فَيَقُولُ َﻻ، فَيَقُولُ لَهُ: الْيَوْمَ أنْسَاكَ كَمَا نَسِيتَنِي.

"Kıyamet günü kul (hesap vermek üzere huzur-u İlahîye) getirilir. Yüce Allah;

-"Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Hayvanları ve ekimi senin emrine vermedim mi? Seni bunlara baş olmak, onlardan istifade etmek üzere serbest bırakmadım mı? Acaba, benimle bugünkü şu karşılaşmanı hiç düşündün mü?" diye soracak. Kul da:"Hayır" diyecek. Yüce Allah: -"Öyleyse bugün ben de seni unutacağım, tıpkı senin (dünyada) beni unuttuğun/hatırlamadığın gibi!" buyuracak." [56]

Sâdi-i Şirâzî, "Bir insan, her nefesinde Allah'a karşı iki şükür borçludur” der.[57] Çünkü, bir soluk alıp vermede hayatını iki defa bağışlayan, iki defa can veren Allah'tır. Böyle bir Allah'a elbette dil ile, hal ile ve kalp ile teşekkür etmek gerekir. Bundan dolayı ayette, gerçek anlamda hamd ve şükürde bulunanların çok az olduğu belirtilmiştir.[58]

Şükür Nasıl Yapılmalıdır?

Kur’ân’dan anladığımıza göre Allah’a karşı şükür üç şekilde gerçekleştirilmektedir:

a) Dil ile şükür: Nimet sahibini anmak, O’nu övmek, O’nun nimet sahibi olduğuna iman etmek ve bunu Tevhid kelimesiyle ilan etmekle olur. Bu basit bir teşekkür ifadesi değil, dil ile şahadet getirmek, doğru sözlü olmak, Kur'ân’ı tasdik etmek, O’nu okumak ve Allah’ı çokça zikretmek ve buna benzer dil ile ilgili kulluk görevlerini yapmakla yerine getirilir.

b) Kalp ile şükür: İmanı kalbe yerleştirdikten sonra nimet sahibinin Allah olduğunu kalp ile tasdik etmek ve kalbi onun sevgisiyle doldurmaktır.

c) Fiil (aksiyon-eylem) ile şükür: Beden organlarıyla nimet verene itaat etmek ve O’nun bütün emirlerini yerine getirmektir. Kısaca İslâm’ın emir ve yasaklarını her bakımdan yaşamaya çalışmaktır. Çünkü nimet vereni bilip O’nu övmek, bir anlamda O’ndan gelen her şeyi kabul etmek demektir.

Yukarıdaki açıklamaların tamamını kapsayacak şekilde şunu söylemek mümkündür: Her nimetin şükrü kendi cinsi ile yapılır. Mesela sağlık nimetinin şükrü, kendi sağlığının kıymetini bilerek, sağlını yitirenlere yardımcı olmakla, onları ziyaret emekle, zenginliğin şükrü, mali ibadetleri yerine getirmek ve düşkünleri kollamakla…yerine getirilir.

Kısacası şükür tam bir müslüman olmakla yerine getirilebilir. Yarım yamalak değil. Ömer Hayyam’ın dediği gibi: Bir elde kadeh bir elde Kur’an Şu yarım yamalak dünyada

Bir heleldir işimiz bir haram Ne tam kafiriz ne tam müslüman

Böyle olmaz tam bir müslüman gibi yaşamakla olur.

“Nimet ve ilâhî rahmetin fiyatı şükürdür.” O halde bizde şükür içinde öyle bir hayat yaşayalım ki ohayatın sonunda hepimizi bekleyen ölümü gülerek karşılayalım. Müslüman! Annen seni doğurduğunda sen ağlarken herkes gülüyordu ya öyle bir ömür geçir ki, ölüm sana geldiğinde herkes ağlarken sen gülesin.

Şairin dediği gibi

Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demdeki,perdeler kalkar,perdeler iner,
Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner... Necip Fazıl KISAKÜREK

En sonunda da ahirette:

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِإِيمَانِهِمْ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

(Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar.

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.[59] Bizim son sözümüz de hamd olur inşaallah.

Manavgat İlçe Müftülüğü

[1] (Bakara 152)

[2] İsfehani, Rağıp, el-Müfredat fi Garibi’l-Kur'ân, s.265. Mısır,1961. İbn Manzur, Lisanü’l-Arab, Daru’l-Maarif Mısır, ts. IV,.2305.

[3] (Abdürrezzak; Beyhakî, Şuabu'l-İman; Kenzu'l Ummâl, 3/6419, s. 255)

[4] (Tirmizî; Nesâi; İbn Mâce; nakl. İhyâ, 8/309)

[5] .”(14 Tirmizî, Daavat, 56.)

[6] (Sebe’ 34/13)

[7] (20 Suyutî, 6/682. )

[8] (Bakara, 2/172)

[9] (Duha 11)

[10] ” (Fatır, 35/39)

[11] (Kasas, 28/73).

[12] (3- İsra, 70.

[13] (16/Nahl, 78)

[14] (32/Secde, 9)

[15] ( 9- Necm, 43-48. )

[16] .”( 4- İbrahim, 32-34. )

[17] ( 5- Lokman, 20.)

[18] ( 6- A’raf, 10. )

[19] (Müsned, Ahmed bin Hanbel, 5/160; Müslim, Birr 55; Tirmizî, Kıyâm 48; İbn Mâce, Zühd 30)

[20] ”(18 Tirmizî, Kıyame, 58.)

[21] (İnsan, 76/2-3).

[22] (20/Tâhâ, 123)

[23] (16/Nahl, 112)

[24] (34/Sebe’, 15-17)

[25] (42/Şûrâ, 48)

[26] (17/İsrâ, 67)

[27] (22/Hacc, 66)

[28] (80/Abese, 17)

[29] (4/Nisâ, 147) “

[30] (Müslim, Zekat, 54. I, 698)

[31] (İsrâ, 17/44).

[32] Nahl, 16/78; Secde, 32/7-9; Müminun, 23/78; Mülk, 67/23.

[33] Bakara, 2/151-152.

[34] Bakara, 2/29;Enfal, 8/26; Nahl, 16/14; Rum, 30/46; Yasin, 36/32-35,71-73; İbrahim, 14/34;Kasas, 28/73; Casiye,45/12.

[35] Bakara, 2/185,286; Maide, 5/6.

[36] Bakara, 2/51-52; Enfal, 8/26.

[37] Maide, 5/89; A’raf, 7/58.

[38] A’raf, 7/189; Şura, 42/49-50.

[39] İbrahim, 14/34.

[40] (Neml, 27/40).

[41] (Al-i İmran 145)

[42] (Fatiha,1/2)

[43] (Zümer, 39/7) .

[44] (A’râf, 7/16-17).

[45] Sahihu Süneni't-Tirmizi (2021)

[46] (Sebe 13)

[47] (31/Lokman, 12).

[48] (27/Neml, 40)

[49] (16/Nahl, 120-121)

[50] Buhârî, Tefsir, Fetih 2, 5/44, Rikak 20, VII, 183; Müslim, Sıfati’l-Münâfıkîn 18, No: 79, III, 2171; Tirmizî, Salât, 304, No: 412, I, 269.

[51] (Ebû Dâvud, Vitr 26; Nesâi, Sehv 60; Müsned, Ahmed bin Hanbel, 2/299, 5/245)

[52] Tirmizî,Daavat 56, No:3458, V, 508; Ebû Dâvud, Libâs 1,.No: 4023, IV, 310; İbnu Mâce, Et'ime 16, No:3285, II, 1093.

[53] Müslim, Zühd 13,.No: 64, III, 2295; Ahmed bin Hanbel, V, 24.

[54] Tirmizî, Daavât 23. V, 476; Nesai, Sehv 61, III, 54.

[55] Ebu Davut, Cihat 174, No: 2774, III, 216; Tirmizî, Siyer 25.IV, 141; İbn Mace, İkametü’s-Salat 192.I, 446.

[56] Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyame 6. IV, 619.

[57] Şeyh Sadi, Gülistan, Önsöz.

[58] Sebe' 34/13.

[59] yûnus – 9-10
Değerli ziyaretçimiz, sitemize üye iseniz lütfen giriş yapınız.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.
Son Yorumlar
Yorum Ekle
İsim:*
E-Mail:*
Yorum:
Güvenlik Kodundaki 2 Kelimeyi Giriniz: *

Bağlantılar








BELNET